‘AÇIK BÜFE TERÖRÜ’NE  ARTIK “DUR” DEMELİYİZ!

‘AÇIK BÜFE TERÖRÜ’NE ARTIK “DUR” DEMELİYİZ!

Mustafa Altınsoy*

Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Programı Gıda İsrafı raporuna göre 2019 yılında yaklaşık 931 milyon ton gıda kayıp ve israf oldu. Gıda israfının % 61'i hane halkı düzeyinde gerçekleşirken, % 26'sı gıda hizmetlerinde ve 'ü ise perakende aşamasında yaşandı.Gıda israfının en büyük payı, gıda tedarik zincirinin son aşamasında (yani tüketim düzeyinde) meydana geliyor. 

Rapora göre, gıda israfı sadece gelişmiş ülkelerde değil, gelişmemiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde küresel bir sorun olarak ortaya konmaktadır.Günde 10 milyona yakın, yılda 3,6 milyar ekmeği israf eden bir ülke olduğumuzu göz önüne aldığımızda israfı önleme konusunda herkesin üzerine bir şeyler düştüğünü düşünüyorum.

Bu yazımızda günümüzde pervasızca ve hoyratça israfa sebep olan açık büfe ve serpme kahvaltı konusundaki endişelerimizi dile getirmek istiyorum.

İnsanların yaşamı boyu ortalama 70 bin kez yemek yediği, bunun da yaklaşık 25-30 ton yiyeceğe denk geldiği hesaplandığında israf edilen gıdanın 30 milyondan fazla insana hayat boyu yetebileceği öngörülüyor. Öte yandan Dünyada yaklaşık 690 milyon insanın açlıktan olumsuz etkilenerek yatağa aç girdiği ön görülmektedir. Diğer yandan açık büfe tarzı ortamlara sahip konaklama endüstrisi yiyecek bolluğu algısı nedeniyle genellikle yiyecek israfını teşvik ederek binlerce gıda çöpe gitmektedir.

Türkiye'nin önemli ekonomik dinamiklerinden biri olan turizm sektöründe yaşanan yüksek miktardaki gıda israfı, başta otel işletmeleri olmak üzere, yerel yönetimler ve ülke ekonomisine getirdiği ekonomik kayıpların yanı sıra, önemli oranda  olumsuz çevresel etkilere yol açmaktadır.Araştırmalar, gıda israfının ağırlama işletmelerinde, özellikle de tatil yörelerinde Otel işletmelerinde uygulanan çeşitli politikalar ve hizmet konseptleri ile tatil dönemlerinde çöpe atılan gıda israfı boyutunu daha da artırmaktadır.

 Oteller, müşteri memnuniyeti sağlamak ve menüsünü zengin göstermek için bir kişinin günlük tükettiği yemek miktarının 3 katı kadar yemeği servis ediyor. “Nasılsa parasını verdim” psikolojisinde olan her şey dahil müşterisi ise normalde tükettiği yemeğin üç katı kadar yemek alıyor. Bu ise her gün her öğün tekrarlandığından otellerde hazırlanan yemeklerin yarısından fazlası israf ediliyor.Turizm sektöründe gerçekleşen  bu gıda israfının önlenebilmesi, bireysel ve toplumsal bazda farkındalığın oluşturulması, hükümetler, ilgili sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler nezdinde gerekli çalışmaların yapılması büyük önem arz etmektedir.

Bir İsraf  Tuzağı Olarak Serpme Kahvaltı

 İsrafın en fazla yapıldığı ve bizim açımızdan haram boyutuna kadar gidebilecek bir uygulamada serpme kahvaltılardır. Genelde hafta sonu; eş, dost ve aileyle kahvaltı yaparken Masa donatılır, mideden ziyade göz doysun diye neredeyse kuş sütüne dek onlarca tabak masaya gelir. Evlerimizde sofraya ne koyarsak koyalım kalanı değerlendirebiliyoruz. Ancak Özellikle hafta sonu gidilen kahvaltı mekanlarında, cazip kampanyalarla hazırlanan serpme kahvaltı menüleri serpme olunca israf doruğa çıkıyor. Ancak dışarıda sırf gözümüz doysun diye serpme kahvaltı yüzünden çöpe giden gıda miktarını hat safhaya ulaşıyor.

Türkiye İsrafı Önleme Vakfı yılda yaklaşık 100 milyar liranın serpme kahvaltı yüzünden çöpü boyladığını söylüyor. Masaya serpilen her 10 tabaktan 4'ü çöpe giderken en büyük israf: zeytin, peynir, domates, tereyağı, reçel, yumurta, ekmek üzerinden gerçekleşiyor. Her gün yüzbinlerce çocuk, Yetersiz beslenme, gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle yatağa aç girerken yemediğiniz/ yiyemediğimiz gıdaya neden para ödüyoruz.

"Türkiye'nin Gıda Kayıpları ve İsrafının Önlenmesi, azaltılmasına ilişkin Eylem Planı'nın 1110 maddesi, özel sektörde gıda israfının azaltılmasına yönelik kılavuzların hazırlanması gerektiğini belirtmektedir. Bu konuda Tarım ve Orman Bakanlığı gıda kaybı ve israfı hakkında kamuoyunun farkındalığını arttırmak ve gıda tedarik zincirindeki tüm aktörleri harekete geçirmek için Gıdanı Koru-Sofrana Sahip Çık Ulusal Kampanyasını başlatmıştır. Ancak bu tip resmi faaliyetler tek başına yeterli değildir. Bu faaliyetlere bireyler ve sivil toplum kuruluşları olarak daha fazla katkıda bulunarak farkındalığı artırıcı eylem ve faaliyetlerde bulunulması gerekir.

Sağlık Açısından Zararları Saymakla Bitmez

Sağlık problemlerimizin en başta gelen sebebi, orta yolu bulamamaktan kaynaklanan sorunlar olduğu ifade edilmektedir. Yetersiz, dengesiz, düzensiz veya aşırı beslenme bozuklukları birçok genetik ve çevresel hastalıkları da  beraberinde getirmektedir. Derler ki; insan bir öğünü ihtiyacı için, ikinci öğünü keyfi, üçüncü öğünü doktor iş yapabilsin diye yer.

Gelecekte Bizi Bekleyen Tehlikeler

Dünyadaki açların ihtiyacı zenginlerinden israf ettiği kadardır. Canının her istediğini yemek de israf cümlesindendir. ( Hadis) anlayışıyla    Dünyanın helaline bile mesafeli yaklaşmamız, Züht  ve takva sahip olmamız gereken, bir kültürle yetişmişken bu kadar Dünyada dalmamız başka felaketleri de arkasından getirebilir. Hani komşusu aç iken tok yatan bizden değildi. Şimdi artık yanımızdaki komşu tok mu aç mı bilmiyoruz, Ama hangi ülke aç onu biliyoruz. 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Rusya Ukrayna savaşının de etkisiyle uluslararası gıda fiyatlarının yüzde 8 ila yüzde 20 arasında artabileceği uyarasında bulunuyor. FAO, bunun da dünyada yetersiz beslenen insan sayısını artıracağına işaret ediyor. Uluslararası yaptırımların Rusya’nın ihracatını engelleyebileceği kaydedilen raporda, Ukrayna’da kışlık hububat, mısır ve ayçiçeği yetiştirmek için kullanılan tarlaların yüzde 20 ile yüzde 30’unun 2022/2023 sezonunda ekilmeyeceği veya hasat edilmeyeceği öngörüsünde bulunuluyor.

Türkiye ise son 10 yılda ekilen ve dikilen tarım arazilerinin yüzde 8,2’sini, toplam tarım alanlarının yüzde 5,22’sini kaybetti. Yitirilen 2 milyon 113 bin hektarlık arazi, 87 ülke ve adanın toplam alanından daha büyük. Yani ekilebilir arazi oranı 25 milyon hektardan 23 milyon hektara düşmüşken ülkemizin nüfusu 73 milyondan 83 milyona çıkmış.

Samimiyetten Uzak Hayatlarımız

Maalesef samimiyet sahibi değiliz. Samimiyetten uzak yaşayıp, ikiyüzlü hallerimizle de insanların kalbinde yer etmek istiyoruz. Oturduğumuz yerden ahkâm kesme dışında zahmetli olan şeyleri sevmiyoruz. Herkes israftan bahsediyor ama kimse bu konuda samimi durmuyor. Herkes diyetten bahsediyor ama açık büfe otellerde bu perhiz unutuluyor.

Her şeyde olduğu gibi seviyor göründüğümüz ne varsa hepsini yürekten sevmiyoruz, bir kısmını göstermelik seviyoruz, riyakârca. Hâl böyle olunca ne insanların kalbinde yer edebiliyoruz ne de insanlara faydamız dokunuyor

Bakkalların, fırınların, kafelerin, lokantaların, alış veriş merkezlerinin, eğlence yerlerinin, benzinliklerin, bankaların, araba galerilerinin, özel okulların, özel hastanelerin, internet alış verişlerin, internetten yemek getirtmelerin boş olduğunu gören var mı? Yemek  yerlerinin önünde araç park edecek yer yok iken hala at gözlüğü takmış, ”çarşı her şeye karşı” mantığıyla fakirlik edebiyatıyla Açız! Millet açlıktan kıvranıyor, memleket mahvoldu!  satıldı, pahalılıktan millet bir şey alamıyor, yiyemiyor, gezemiyor, diye propaganda yapan ne kadar menfi söylemler varsa hepsini söylemeye devam eden bazı kitleler var.

Yaratıcının; “Ne kadar az şükrediyorsunuz?” buyurduğu gibi şükür kavramını hayatımızdan çıkardık. Günde beş vakit namaz kılıp 40 defa “Elhamdülillahi rabbilalemin” diye okuyan insanlar olarak bile bunun ruh ve manasından uzak bir şekilde yaşıyoruz.

Herkes  sosyal medya üzerinden birbirine Ayet, Hadis göndermeden, bu hitap önce bana inmiş diye düşünmemiz gerekmiyor mu? Acaba ben bunlardan kaçını yaptım diye düşünüyor muyuz? Oysa Ayet yapmadıklarınızı niye söylüyorsunuz. Yapmadıklarınızı söylemek Allah'ın zoruna gider diye bizi ihtar ediyor.

 Önünde fotoğraf çektirmek için can attığı otantik bir evin içinde yaşamak ister misin diye sorsan sana önce tuhaf tuhaf bakar sonra “tabi ki hayır” deriz. Köydekiler salça yapsın, konserve yapsın, reçel yapsın biz gidip bir koşu alıp gelelim istiyoruz. Alıp gelmeyi seviyoruz. Köydekilere yardım etmek aklımızın ucundan da geçmiyor.  Toprağa dikmeden buğday hasat etme derdine düşüyoruz. Toprak da, insanlar da bize hak ettiğimizden fazlasını vermiyor doğal olarak. (1)

Vücut ve mide sağlığı için tek çeşit yemek tavsiye edilmişken, tek çeşit yiyenlere tepeden bakarız. Köyü, köy hayatını özler, köy kahvaltısı diye 40 çeşit bulundururuz, ama daha mütevazı 3 -5 çeşitle kahvaltı yapan  köylüye tepeden bakarız, Çok ürettiğimiz için çok tüketmek zorunda değiliz. Oysa çok çalışıp üretip zengin olup başkasına yardımcı olup kanaatkâr yaşamak esas ilkelerimizden olmalıydı.

Sigaraya karşı olmak güzel, gereken tepkiyi gösterelim ama çağımızın bana göre terörü olan obeziteye sebep olan aşırı yemek ve açık büfeye neden sigara kadar tepki vermiyoruz. israf mefhumuna hassasiyetle yaklaşımları beklenilen mütedeyyin camianın büyük bir sorumsuzluk örneği olarak seküler kesimle yarışır bir halde olması, dindar tatil(!!!)anlayışı nereden hangi saiklerle hayatımıza girmiştir. Mesela  Muhafaza­-kar tatil kavramını nereden çıktı. Kimler ne  amaçla uydurdu biz nasıl yuttuk, orada neyi muhafaza edeceğiz, muhafaza ederken neyi kaybediyoruz diye düşünmeden işimize de geldiği için balıklama sorgulamadan atlıyoruz

İftarlarımız ve ikramlarımız gösterişe yönelik. Az ye, az iç, az uyu diye tavsiye edip konforumuzdan ödün vermek istemiyoruz. Geğirene kadar hazım için madensuyu eşliğinde yemek yiyince söylediklerimizin de kimseye tesiri de olmuyor. Bir açık büfe de yediğimiz acaba Afrika’da ki kaç insana  derman olur. Dünyadaki açların ihtiyacı zenginlerinden israf ettiği kadardır. 

Bunları söylendiğinde bizim mahalleden birileri bile burun kıvırarak yandan bakarak mahallenin delisi gibi bu muamele yapıyor. Elbette bunun bedelleri olacak. Mahallenin “delisi,   ya da karşı mahallenin çağdışısı olarak yaftalamayı göze almanız gerekiyor.

İnsanca yaşamak hakkımız diyoruz ama insanca yaşamayı sadece kendimiz için istiyoruz. Başkası için isterken de dilimizle istiyoruz, Bana karışma, istediğim gibi yaşayayım, istediğim gibi bir hayatım olsun hatta sen de istediğim gibi ol deyip ardından da birbirimizi Allah için sevdiğimizi söylüyoruz. O nedenle kimse oralı olmuyor, pişkin tavırlarla geçiştiriyor olanı biteni.

Açık Büfe Terörü’ne Karşı  Bizler Neler Yapabiliriz?

  • İnsanları doğaya ve doğal yaşama teşvik etmeli, buna yönelik reklam ve propaganda çalışmaları yapılabilir.
  • Dışarda ne yağıyla ve hangi malzeme ile nasıl pişirildiği belli olmayan, sağlık açısından probleme yol açabilecek yemekler yerine öncelikle evde yemek teşvik edilmelidir.
  • Hanımlarımız yemek yapmaya özendirilmeli ve teşvik edilmelidir. Özellikle evde hazırlanabilecek sabah kahvaltıları ve evde pişirilebilecek yemekler için dışarısı tercih edilmemelidir.
  • Hanımlara ve tüm topluma gıda saklama tekniklerinin öğretilmesi, Gıda israfı, açlık vb konularında açıklayıcı ve bilinçlendirici çalışmalar ve broşürler hazırlanabilir
  • Yemeklerde açık büfe, kahvaltılarda serpme yerine alakart sistemine geçelim. Tabağına yiyeceğin kadarını koy diyerek, tabak sistemini tercih ettirmek için çağrılar yapabilir, Tabağında gıda bırakana bedel ödetelim.
  • İsrafı büyütmek dünyayı tüketmektir sloganıyla, gıda ve yemek konusunda Yeşiller hareketi ve Greenpeace eylemleri gibi farkındalık kampanyaları düzenleyebiliriz.
  • Sağlık Bakanlığı, Kültür ve turizm Bakanlığı, Tarım bakanlığına ziyaretler yapıp konunun önemi anlatılıp STK lar olarak işbirliği önerebiliriz.
  • Milli Eğitim Bakanlığına; vatanını, milletini, bayrağını seven, aklıselim ve kanaatkar insan yetiştirmenin yollarını arama çağrıları yapılabilir. 

Twitter: @Altinsoy64

Kaynaklar: 1. Mustafa Süs, (makale), Samimiyetten uzak hayatlarımız

 

 

*Milli Eğitim İl Eski Müdürü/ MEB Müşaviri

 

 

 

 

 

Faaliyet Resimleri