ASAF HOCA’YA RAHMET OLSUN!

ASAF HOCA’YA RAHMET OLSUN!

Dün web sayfamızda  merhum Prof. Dr. Asaf  Ataseven ile ilgili Dr. Mehmet Bozkurt’un bir yazısını yayınlamıştık. Yazının sosyal medyada yayılmasının ardından kendisini yakından tanıyan bazı hocalarımız duygu ve düşüncelerini paylaştılar. Bir tahattura vesile olması düşüncesiyle bu şahitlikleri de yayınlıyoruz.

Prof. Dr. Sabahattin Aydın paylaşımında şu ifadeleri kaleme almış:

 “Lisede iken rahmetli Prof. Dr. Asaf Ataseven, haftanın belli günlerinde doktor olarak okulumuzun revirinde hasta olan öğrencileri muayene ederdi. Kesin bilmemekle beraber, gönüllü bir görev yaptığını sanıyorum. Revirde devamlı bir hemşiremiz olurdu, hastaları biriktirirdi. Asaf Hoca geldiğinde bize o bakardı. Daha sonraları tıp fakültesi döneminde karşılaştığımızda, beni de Darüşşafaka’dan tanıdığı için halimi, hatırımı sorardı.

Yıllar sonra, Trakya Üniversitesinde ihtisasımı yeni bitirmiştim. Liseden sınıf arkadaşım Orhan Doğan’la beraber yanına gittik. Gönlümden Vakıf Gureba Hastanesine tayin yaptırmak geçiyordu. Asaf Hoca hastanenin başhekimi o sıra. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde, henüz oturmama bile fırsat vermeden şöyle bir baktı bana ve sert bir üslupla, “Ne o, niye geldin?” dedi. Daha meramımı anlatamadan fırçamı yemiştim.

Maksadımı tam olarak açığa vurmadan ve biraz da bocalayarak, “İşte Hocam” dedim, “İhtisasımı, uzmanlık eğitimimi tamamladım, geleceğimle ilgili büyüklerimle, abilerimle istişare etmek istedim” diye bir cevap verdim. Maksadımı anlamıştı.

“Bulunduğunuz yerlerde kendinizi ispatlayın, oralarda var olun. Niye buralara gelmek istiyorsunuz?” diye bir güzel çıkıştı. Tabii hiç beklemediğim bir tabloyla karşılaştım; kırılmıştım.

Bu ruh haliyle hastaneden çıkıp arabama bindim ve İstanbul’daki aileme bile uğramadan doğrudan direksiyona geçip Edirne’ye yöneldim. Kendi kendime, “Ben bu İstanbul’a dönmeyeceğim!” sözünü vererek yola koyuldum. 

Şimdi düşünüyorum da evet, Asaf Hoca’ya, o tavrına çok kırıldım. Ama bu tavır hayatımda çok önemli bir dönüm noktası olmuştu. İstanbul okyanusunda kaybolmayacaktım. Taleple, tavassutla, torpille görev almayacaktım. Nerede olursam olayım, elimden gelenin en iyisini yapacak ve boyun eğmeyecektim.

Yediğim o fırçanın benim için önemli bir uyarı olduğunu itiraf etmeliyim. Yıllar sonra İstanbul’a dönüşüm çok farklı bir ortamda oldu. İstanbul’a dönmüştüm ama kendime verdiğim diğer sözlerimden taviz vermemiştim.”

Prof. Dr. Yunus Söylet paylaşımında şu ifadeleri kaleme almış:

“İstanbul Tıp Fakültesi son sınıftaydım. Benden bir sınıf öndeki arkadaşlarım Vakıf Gureba’ da çalışmaya başlamışlardı. Ben de orada çalışmam gerektiğini düşündüm. Ancak ilişkiler ve dengeler konusunda hiçbir fikrim yoktu. Rahmetli Asaf hocayı birkaç toplantıda görmüştüm. Mazhar hocayı hiç görmemiştim. Aralarında bir sorun olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Mezun olmama bir iki ay kalmıştı. Asaf hocaya gidip konuşayım, mezun olunca ben de gideyim diye düşündüm.

Yolumu doğru çizmek için bir adım atma niyetiyle cesaretimi toplayıp Asaf hocaya gittim. Hastanenin içinde epeyce odasını aradım, sonunda en dipte bir odada hocayı buldum. Beni dinledikten ve hakkımda bilgi aldıktan sonra gürledi: Sakın üniversitenden başka yere gitmeyi düşünme!

Zor bulduğum odasından hastanenin ön kapısını bulmak o ruh halimle çok daha sıkıntılı olduğunu bugün gibi hatırlıyorum. Kaybolmuşken karşıma pırıl pırıl bir cerrah ağabey çıktı. (Prof. Dr. Türker Özkan). Beni dış kapıya kadar götürdü.

Asaf hocayı dinledim, üniversitede kaldım.İnsan ilişkilerinin ne kadar karmaşık olduğunu, böylesi durumların benim zihnimdeki gibi olmadığını yıllar içinde öğrendim. Asaf hoca ile zaman zaman karşılaştığımızda tekmil vermeye devam ettim.”

Dr. Alaeddin Yazıcı paylaşımında şu ifadeleri kaleme almış:

“1991 yılı olarak hatırlıyorum. Bezmi Âlem Camiinde birkaç kişi ile ikindi namazını kılıyorduk. Bendeniz namaza  imam edilmiştim. Âsâf hocamızın (mekanı cennet olsun) ,son rekatta koşarak  cemaatle namaza yetişmek için (ki bu davranış imamı tanımamasına rağmen   hüsn ü zannı ile cemaatle namaz kılmaya verdiği önemin göstergesidir) evladı yaşında bir öğrencinin arkasında namaza durma tevazusu beni çok duygulandırmıştı ve o ânı muhabbetle hep hatırlıyorum.

Cenabı Hak'dan sonsuz rahmet niyaz ediyorum. Kendisini sizler kadar tanımam, ama bana bu hareketi Ona muhabbet duymam için fazlasıyla yeterlidir.

Faaliyet Resimleri