Ana Sayfa - Kutup Yıldızı  
 
 


Mustafa SAMASTI
Mustafa SAMASTI

İslam ve Sağlık Üzerine
İslam ve Sağlık Üzerine
2 Eylül 2017 Cumartesi 10:42
Arkadaşına Gönder Yorum Ekle Yazdır Yazdır Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google'da paylaş Delicious'ta paylaş Digger'da paylaş Yahoo'da paylaş
 

İSLAM VE SAĞLIK ÜZERİNE

 

Tüm yaratılmış evren gibi insan da son derece hassas dengeler (mizan) ve özel ölçüler (kader) üzerine yaratılmıştır (Kamer: 49, Râ’d: 8, Furkan: 2).

Mizan sözlükte terazi, ölçü ve denge anlamlarına gelir. Terazi hak ve adaletin de sembolüdür. İnsan kendisiyle sınırlı bir varlık değildir. Tüm canlılar ve fizik çevre birbirine bağlı bir bütünü oluşturur. İnsan çevresini etkilediği gibi çevre de (fizik, biyolojik, sosyal) insanın sağlık ve hastalık durumunu etkiler. Dolayısıyla sağlığın korunmasında insanın tutum ve davranışlarının yanı sıra çevrenin de korunması büyük önem taşır.

Kendisine verilmiş olan cüzi iradesiyle yeryüzünde denge ve düzeni değiştirebilen, bozabilen tek canlı insandır. Bu nedenle insana emanet sorumluluğu yüklenmiştir (Ahzâb: 72). Emanet sözlükte güvenilir olmak, doğruluk, bir kimseye koruması için verilen şey…gibi anlamlara gelir. Kur’an’da emanet dinî yükümlülükler, görev ve sorumluluklar anlamlarında kullanılmaktadır. Yeryüzü insanın emanetine verildiği gibi insanın bedeni, organları, sahip olduğu imkân ve kabiliyetleri, üstlendiği görevleri, fiziki ve sosyal çevresi de emanet kapsamına girmektedir. Ne var ki insanoğlu zulme, haksızlığa ve cehalete son derece eğilimlidir (Ahzab: 72).

İnsanın sağlıklı olması fıtratına yani yaratılış özelliklerine uygun davranmasıyla mümkündür. Bu çerçevede sağlığı “insanın kendi iç dünyası ve dış çevresiyle (fiziki, sosyal, biyolojik) dengeli, uyumlu olması hâli” şeklinde tanımlamak mümkündür.

Fıtrat yaratılış demektir. Dinî anlamda Allah’ın insanlar için koyduğu kurallara uygun davranışları ifade eder. “Bütün benliğinle yüzünü Allah’ın insan fıtratına uygun kıldığı Hak dine yönelt…(Rum: 30)”

Genel olarak fıtrata uygunlukla özdeşleştirdiğimiz sağlık durumu benzer şekilde fıtratın bozulmasıyla (fesat) hastalık haline dönüşür. Fesat sözlükte bir şeyin önceden sağlam ve düzgün iken, sonradan bozulması, çürümesi; zulüm, haksızlık, karışıklık… gibi anlamlara gelir.  Kur’an’da fesat genel olarak birey ve toplumun, barış ve güven ortamının, yeryüzünün, çevrenin bozulmasını; inanç, ahlak ve adaletten sapılmasını; şirk, küfür, isyan ve nifak anlamındaki söz ve davranışları ifade eder.

İnsanın iç dünyasındaki dengesizlikler psikolojik rahatsızlıklara, davranış bozukluklarına yol açtığı gibi; fiziki, sosyal ve biyolojik çevresiyle ölçüsüz ve dengesiz ilişkileri de bedeni hastalıkların ve sosyal problemlerin temel nedenini oluşturur. Bu açıdan bakıldığında insanın inanç ve değer sistemlerinden yaşam tarzına, beslenme alışkanlıklarından tutum ve davranışlarına kadar pek çok faktör birey ve toplum sağlığında belirleyici rol oynamaktadır.

İslam dini ve sağlık kavramları insan hayatının bütününü kapsamaları yanı sıra her ikisinin de insanı aşırılıklardan sakınmaya, ölçülü olmaya yöneltmesi açısından birbirleriyle tam olarak örtüşmektedir. İslam’ın esasta fıtrat (yaratılışla uyumlu) dini olması (Rum: 30) doğal şekilde insan sağlığını kuşatmasını sağlamaktadır. Birey ve toplum hayatını belirleyen ve doğrudan sağlığı etkileyen bütün faktörler (sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel faktörler, üretim-tüketim tarzları, beslenme alışkanlıkları…) için İslam dininin kendine özgü, kapsayıcı, etkin ve derin bir bakış açısı mevcuttur.

İslam dininin sağlık üzerindeki etkinliği ancak bu dinin genel bütünlüğü içerisinde gerçek yerine oturtulabilir. Bununla birlikte İslam’ın tek bir “temizlik” ilkesi dahi bu dinin aynı zamanda bir sağlık dini olduğunu ispata yeter.

Öncelikle vurgulanmalıdır ki her şeyin anahtarı insandır. Yeryüzünün en değerli, en yararlı varlığı insan olduğu gibi, en zararlı, en tehlikeli varlığı da insandır. İslam inancının şekillendirdiği insan modelinde emanet, ölçülü/ dengeli hayat, kanaat, israf ve aşırılıklardan kaçınma, adalet, ihsan, insana/çevreye/varlığa saygı, helaller/haramlar, kardeşlik, paylaşma kültürü, sosyal ve ahlaki nitelikler, kul hakkı, hesap verme, zararlı alışkanlıklardan uzak durma… gibi birey/toplum/çevre sağlığını ayakta tutan değerler hakimdir.  

Temel değer olarak İslam “insan” odaklı, Batı uygarlığı ise “çıkar” odaklı bir hayat perspektifi sunmaktadır.

İnsanların hayırlısı onlara yararlı olandır.”, “Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş, bir insanı kurtaran tüm insanlığı kurtarmış gibidir (Maide: 32).”, “Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir.”, “Zenginlerin mallarında yoksulların hakkı vardır.”…gibi temel ilkeleri dikkate alındığında İslam’ın bireye, topluma ve yöneticilere sosyal sağlık açısından ne büyük sorumluluklar yüklediği açıkça görülür.

Selamlaşma ile başlayan, güler yüz ve güzel sözlerle sürdürülen insani ilişkiler, söz taşımama, boş sözlerden, gıybet ve dedikodudan kaçınma, insanların arasını düzeltme, yalan söylememe, birbirinin sıkıntısını giderme, Hakkı ve sabrı tavsiye etme, hoşgörülü olma, insanların kusurlarını affetme, yakınlarına, komşulara iyilikte bulunma, yoksullara yardım etme, yetim ve öksüzleri barındırma… gibi burada sayamayacağımız sayısız özellik İslami bir toplumun fert ve toplum sağlığını güvence altına almaktadır.

İslam temelde hastalık nedenlerini azaltırken aynı zamanda bireye hem kendi bedenine hem de çevresine karşı emanet sorumluluğu yükler. Buna karşılık materyalist Batı Uygarlığı İslam’ın emanetçi bakış açısının tam tersi hem kendi bedenini hem de sosyal ve fizik çevresini (doğayı) sınırsızca yağmalayan, bencil, başkasını önemsemeyen, küstah, saldırgan, kötü alışkanlıkların, ölçüsüz ve dengesiz hayat şartlarının, tüketim çılgınlığının esiri olmuş haz ve çıkar odaklı bir insan modeli ortaya çıkarmıştır. Bu insan tipi yalnız başkasına zarar vermekle kalmamakta, her türlü aşırı tutum ve davranışıyla kendi sağlığına da büyük ölçüde tehlikeye atmaktadır.

Bu durum bir yandan stres, depresyon gibi psikolojik sorunlara, aşırı bedensel yorgunluklara, sosyal problemlere yol açarken, bir yandan da çevrenin tahribine ve doğal kaynakların yok olmasına neden olmaktadır. Kısacası maddi refah için insanı araç haline getirmiş olan Batı uygarlığı bir yandan hastalık nedenlerini çoğaltırken aynı zamanda bu hastalıkların tanım ve tedavisi üzerinden de çok büyük çıkarlar elde etmenin alt yapısını geliştirmiştir.

Modern Batı Uygarlığı temelde “insanla” çatışmaktadır. Hayat şartlarını bir yandan kolaylaştıran modernite diğer yandan artan ihtiyaçların karşılanabilmesi için insanları çok daha fazla çalışma, rekabet, yorgunluk ve stres ortamına sürüklemektedir. Manevi değerlerden kopuk olan insanlar beklentilerine ulaşamayınca kolayca psikolojik bunalımlara girebilmektedirler. İslam kanaatli, ölçülü ve mütevazı olmayı, aşırılıktan kaçınmayı, akrabayla, yakın/uzak/komşularla, ihtiyaç sahipleriyle ilgilenmeyi, onlarla iyi ilişkiler kurmayı öğütler. Müslümanlar için insan hakları (kul hakkı) Allah’a ortak koşmadan sonraki en önemli günah sayılır. Bu nedenle İslami açıdan gelişmenin sınırını, kul hakkının başladığı nokta olarak ifade etmek mümkündür.

İslami inanış her türlü olay, sıkıntı ve hastalık karşısında aşırı psikolojik yüklenmeyi (stres, panik, depresyon) önler. Allah’ın imtihanı olduğu bilinciyle mümin kişi her şeyi sabır ve tevekkülle karşılar. Müslümanların üzerine her gün yağdırılan bombalara kayıtsız kalan Batı’nın kendisine yapılan bıçaklı bir saldırı karşısında bile nasıl paniğe kapıldığı ibret vericidir.

İslam dini her şeyden önce insan varlığını kutsal saymış ve bu varlığa zarar verecek her şeyi yasaklamıştır. İnsanın hayatiyeti ve sağlığı söz konusu olduğunda dinin şiddetle yasaklamış olduğu leş, domuz eti, içki gibi haramlar dahi zaruret miktarınca haramlıktan çıkabilmektedir. Dolayısıyla hiçbir meşru sebep olmadan bir Müslümanın kendi bedenine ve de başka canlılara zarar verecek tutum ve davranışlarda bulunması son derece yanlıştır.

Allah’ın sana ihsan ettikleriyle ahiret yurdunu ara, ancak dünyadan da payını unutma (ölçülü ol), Allah nasıl sana iyilikte bulunduysa sen de iyilikte bulun, yeryüzünde fesat çıkarma, muhakkak ki Allah fesat çıkaranları sevmez (Kasas: 77).”

Fesat insanın kendinde (düşünce, inanç, tutum, davranış ve bedeninde), çevresinde (sosyal, fiziki, biyolojik) fıtrata uygun olmayan tutum ve davranışlardır.

Fesat, israf ve haddi aşma kavramlarıyla da eş anlamlıdır.

Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz (A’raf: 31).” ayetine riayet edilmesi beden sağlığımızın adeta sigortasıdır.

İsraf insanın sahip olduğu imkânları, nimetleri yararlı olmayacak şekilde tüketmesidir. Yemek israfının birbirinden zararlı 3 boyutu vardır. Birincisi nimetin israfıdır. İkincisi aşırı yemek nedeniyle beden ve organların aşırı yüklenmesidir ki sağlık açısından son derece önemlidir. Üçüncüsü muhtaçların hakkının lüzumsuz ve de zararlı şekilde tüketilerek sosyal barışın engellenmesidir.

İsraf müminin en temel özelliği olan emin (güvenilen, güvende olan) vasfına aykırı bir durumdur. Kendi bedenimiz gibi yeryüzünün de bize emanet olduğu bilinciyle israf etmeden ve haddi aşmadan emanetlere sahip çıkabilme hem kendi sağlığımızın hem de sosyal sağlığın güvencesidir.

Bu kapsamda, bir nebze de olsa sigaradan söz etmek gerekir. Sigara yemek israfına benzemez. Yemek israfında helal, temiz ve meşru bir gıdanın ölçüsüz tüketimi söz konusudur. Hâlbuki sigara için her açıdan zarar belirgin olduğundan israf değil ancak emanete ihanetten söz edebiliriz.

Sağlığın korunması konusunda en önemli ortak sorumluğumuz gerek sosyal yapıda, gerekse tabiatta baş gösteren tahribatın, bozulmanın (fesadın) önüne geçilmesidir.

Fesadın engellenmesi temel bir insanlık görevi olarak Kur’an’da açıkça vurgulanmaktadır. “Sizden öncekilerin ileri gelenleri (akıl/ izan sahipleri) yeryüzündeki fesada engel olmalıydı. Ne var ki onlardan kurtardığımız (buna gayret gösteren) pek az kimse olmuştur. Zulme eğilim gösteren çoğunluk müreffeh bir hayatın (keyif ve hazzın) peşine düşüp günaha gömüldüler (Hud: 116).”

Yeryüzü kaynaklarının sorumsuzca tüketilmesi, yağmalanması bir yandan ekolojik bozulmaya/çevre felaketine, bir yandan da bu kaynakların adaletsiz dağıtımıyla siyasi, sosyal ve kültürel problemlere yol açmaktadır.

İnananların birbirine destek olmamaları, olamamaları en önemli fesat nedenidir. “Hakikati inkâr edenler (kötü emellerini gerçekleştirmede) birbirinin müttefikleridirler. Sizler (onların aşırılıklarına karşı) ittifak etmezseniz yeryüzünde fitne ve büyük fesat baş gösterir (Enfal: 73).”

“…eğer Allah bir kısım insanları (fesat çıkaranları) diğer bir kısmı ile def etmeseydi (insanlara zulüm ve haksızlığa direnme gücü vermeseydi) muhakkak ki yeryüzü fesada uğrardı. Allah âlemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir (Bakara: 251).”

Şayet Hak (yaradılış gerçekliği) onların arzu ve isteklerine tabi olsaydı muhakkak ki gökler, yer ve içindekiler bozulurdu…(Mü’minun: 71)”

İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat baş gösterdi. Belki vazgeçerler diye Allah yaptıklarının bir kısım sonuçlarını böylece kendilerine tattırır (Rum: 41).”

Ekonomik ve maddi ilerlemeyi yegâne amaç gören, insani, ahlaki değerleri umursamayan bugünkü modern Batı Uygarlığının insanlığı getirdiği nokta toprağın, suyun, havanın önlenemez şekilde kirlenmesi, aşırı şekilde kimyasalların kullanılmasıyla doğal nitelikleri bozulmuş ürünlerle vücudun zehirlenmesi, hastalıkların çoğalması, bütün bunlara paralel şekilde insanlık tarihinde görülmemiş ölçüde çevre felaketlerinin ve sosyal krizlerin patlak vermesidir.

Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın dendiğinde, biz sadece düzeltmeye çalışıyoruz derler. Hâlbuki onlar gerçek ifsat edicilerdir, ancak bunun farkında değildirler (Bakara: 12).”

Hâkimiyeti ele alır almaz yeryüzünde fesada girişirler, ekini ve nesli bozarlar. Allah fesadı sevmez (Bakara: 205).”

Aşırı gidenlerin, yeryüzünü fesada verip ıslah etmeyenlerin emrine uymayın (Şuara: 151,152).”

İnsanlara zulmedenlere, haksız yere taşkınlık edenlere karşı çıkılmalıdır…(Şura: 42).”

 

İslami açıdan değerlendirildiğinde birey ve toplumun korunması, zarar vermemek, zararı gidermek ve zararlı davranışları engelleme temel insani ve islami sorumluluklardır.

Gerçekte insani olan İslami ve İslami olan şeyler de insanidir.

 Daha insanî ve sağlıklı bir dünyaya erişmek dileğiyle…

 

                                                                 Prof. Dr. Mustafa SAMASTI (İstanbul Medeniyet Üniversitesi)

 

 

 
 
  Bütün Yazıları

 
İslam ve Sağlık Üzerine

 

Yorum Sizin! Siz de yorum yapın | Tüm yorumları oku

 

 

  Yazarlarımız  
Sevgili Dostlar
İslam ve Sağlık Üzerine
Bayramınız bayram olsun.
Kutupyıldızı’nın Mirasçısı Olmak
YAZARLARIMIZ
Abdullah Daştan 
Sevgili Dostlar
Mustafa SAMASTI 
İslam ve Sağlık Üzerine
Selahattin SEMİZ 
Bayramınız bayram olsun.
TÜM YAZARLARIMIZ 

GÜNCEL MAKALELER
Yusuf Albayrak 
Sağlıkta Acil Hizmetler
Selahattin SEMİZ 
Bir Ağustos Gecesinin Hatırlattıkları
Haluk İnal 
Erkek Çocuklarında Tedavi Edilmesi Gereken Önemli Bir Sorun “İnmemiş Testis”
 
GÜNCEL SAĞLIK HABERLERİ  
 Kurban Bayramında Beslenme Önerileri
 Sağlıklı Beslen, Sağlıklı Yaşa
 Sağlık araştırmalarının mayınlı tarlası: Sağlık...
 VARİKOSEL (Erkekte Kısırlığın en sık sebebi)
 İlaçsız Hayat Mümkün mü?
 İlaçlar ve Bedenimizin Biyolojik Saati
 Misyonerlerin Osmanlı topraklarındaki sağlık fa...
 Sigara Dumanının Çocuklara Etkisi
 Şişmanlık: Genetik Miras mı Yaşam Tarzı mı?
 Dr. Mahmut Tokaç’ın ‘Kırmızı Çizgi’si Çıktı
 Osmanlıdan Günümüze Eczane Sayısının Sınırlandı...
 
  copyright © kutupyildizidernegi.org.tr
Bize Ulaşın | RSS | Sitene Ekle | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | Giriş Sayfam Yap